Orijinali görüntüle

İllüstrasyon: Maryam Nikan

Kürtaj konusu her gündeme geldiğinde birbirinden farklı fikirler ortaya atılıyor.

“Kürtaj cinayettir” deniyor, “Kadınlar güçlü olmalı, doğurmalı” önerileri yapılıyor, “Babası istemiyorsa doğurmak bencilliktir” yorumları yapılıyor. Kürtaj konusunu kadınlar kadar erkek yazarlar da köşelerine taşıyor ve erkek siyasetçiler de kürsülerinden kadınların bedenleriyle ilgili kararları hakkında çağrılar yapıyor.

Peki bu kararı alan kadınlar ne hissediyor? Kürtaj kararını nasıl ve neden alıyorlar, sonrasında neler yaşıyorlar?

‘Ben de kürtaj oldum. Ben de oldum! Biliyor musun, ben de kürtaj olmuştum…’

Kadınların ağzından dinlemek için çevremde kürtaj olmuş kadınlar aramaya başladığımda, yıllardır tanıdığım, kimiyle beraber okuduğum kimiyle beraber iş yaptığım birçok kadın arkadaşımın da kürtaj olduğunu ve gizlediklerini öğrendim. Çevrelerinde böyle bir tanıdığı var mıdır diye sorduğumda “Biliyor musun, ben de kürtaj oldum” yanıtını aldım.

Çoğu, en yakınları dışında kimseyle, aileleriyle dahi yaşadığı şeyi paylaşmamıştı.

Kadınların kürtaj deneyimini onların kaleminden, hiçbir noktasına dokunmadan aktarıyoruz:

*İsimler, mektupları yazan kadınların gerçek isimleri değildir, güvenlik gerekçesiyle değiştirilmiştir.

MİNA, İstanbul

Anne olmak istediğimi fark ettiğimde sanırım 12 yaşımdaydım, genç anne olmaya karar vermiştim. Ama tahmin ettiğimden yaklaşık 10 yıl sonra evlendim.

Uzun bir süre denemelerle geçtikten sonra doktorum bana yumurta sayımın sınırlı olduğunu ve menopoza girmemin yakın olduğunu söyledi, tüp bebek yöntemini denememizi önerdi. Anne olamayabilirdim, bununla yüzleşmek çok zordu.

Aylar süren hormon tedavileri, kendi kendine iğne vurmalar, sürekli kontroller ve çevreye söylenen bin bir yalanın organizasyonu, ümit dolu bekleyişler, hüsranla sonuçlanan denemeler derken 3. denemede hamile kaldım.

Bir yıl sonra yine tüp bebek yöntemiyle ikinci kez hamile kaldıktan sonra nasılsa bizim normal yollarla çocuğumuz olamıyor diye korunmaya gerek görmedik. Ama 2 yıl sonra hamile kaldım.

Ne yapacağımı bilemedim. 2 ve 4 yaşlarında iki küçük çocuğum, çok yolunda gitmeyen bir evliliğim ve işsiz bir kocam vardı. 41 yaşındaydım. En önemlisi, çocuk bakımında eşimin yardımı yok denecek kadar azdı.

Sağlıklı bir karar verebilmek için duygularımı bir kenara bırakıp rasyonel düşünmeye çalıştım. Ben doğurarak mı doğurmayarak mı o cana haksızlık ederdim?

Sonunda, 42 yaşımda üçüncü bir çocuğa yetecek enerjimin ve gücümün olmadığına karar verdim. Kürtaj, hayatımda olacağını, yapabileceğimi asla düşünmediğim bir şeydi. Ama oldu. Çok üzüldüm ama pişman olmadım.

Türkiye’de kürtaj yaptırma oranı düştü

2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de 2018’de kürtaj yaptıran hamile kadınların oranı yüzde 6.

Bu oran 2008’de yüzde 10, 1998’deyse yüzde 15’ti. Yani kürtaj yaptıran hamile kadınların oranı, son 20 yılda 3’te 1 oranında düştü.

Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın desteğiyle yaptığı araştırmasında, bu düşüşün sebeplerinin neler olabileceğine dair bir bilgi yer almıyor.

DİLEK, İstanbul

20 yaşında hamile kaldığımı öğrendim. Evli değildim, bu ailem için kabul edilemez bir durumdu, böylesine büyük bir sorumluluğu alabilecek durumda da olmadığım için önümde tek seçenek vardı: Kürtaj.

Erkek arkadaşım öğrendiğinde ne hissettiğimi, düşüncelerimi sormadan tek çözüm olarak kürtajı masaya koydu. Her ne kadar ben de bu kararı kesin olarak kendi içimde almış olsam da “Sen ne düşünüyorsun, ne istiyorsun?” sorusunu duymak isterdim. Oysaki bana sormadan korunmayan ve hamileliğime sebep olan oydu.

Suçluluk duygusu ve endişe içinde erkek arkadaşım ve yakın bir arkadaşım ile hastaneye gittim. Sanırım toplumsal baskı nedeniyle hastabakıcının bana bakışlarıyla, tavırlarıyla kötü davranmasından da çok korktuğumu hatırlıyorum. Ama tam aksine çok şefkatliydi ve baş başa kaldığımızda beni teselli etti.

Operasyondan sonra arkadaşımın evinde dinlendikten sonra ailemin evine gitmek zorundaydım. Evde ne kardeşlerime ne de başka arkadaşlarıma uzun yıllar bu olaydan bahsedemedim. Uzun yıllar tekrar eden kabuslar gördüm ve yıllar sonra gittiğim bir psikologdan kabuslarımın kürtaj ile ilgili olduğunu öğrendim. Sonra da bir daha aynı kabusu görmedim.

Sanırım birine anlatabilmek, paylaşabilmek iyi geldi.

Türkiye’de kürtaj 10. haftaya kadar yasal, evlilikte eşin de izni şart

Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5. maddesine göre, “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.” [Rahim tahliyesi, toplum içinde “kürtaj” olarak bilinen operasyon]

6. maddeye göre de “müdahale, gebe kadının iznine, küçüklerde küçüğün rızası ile velinin iznine bağlıdır… rızaları aranılacak kişiler evli iseler, sterilizasyon veya rahim tahliyesi için eşin de rızası gerekir.”

ZEYNEP DENİZ, Ankara

30 yaşındaydım ve annemi meme kanserinden yeni kaybetmiştim. Hayatımın oldukça zorlu bir dönemiydi. Arkadaşlarım vasıtasıyla tanıştığım bir adamın bana olan ilgisi bana çok iyi gelmişti. Birlikte vakit geçirip sonra sevişiyorduk, sevgili değildik.

Geri çekilme yöntemi ile korunuyorduk, tabii aslında bunun bir yöntem olmadığını test yapıp hamile olduğumu öğrenince anlamış oldum. En ufak şüphe duymadan hamileliği sonlandırma kararı aldım. Birlikte olduğum kişiye bunu söyleme ihtiyacı duymadım çünkü sevgilim değildi, hayatımdaki pozisyonunu önemsemiyordum. Söyleseydim de durum değişmezdi.

Özel bir hastaneden randevu alıp çok sevdiğim iki kadın arkadaşımla gidip kürtaj oldum. Çok kısa ve zahmetsiz bir işlem zaten.

Kürtaj olmaktan hiç pişmanlık duymadım. Güvenli bir ilişki içinde değildim, bir çocuğa bakıp sorumluluk alacak bir duyguda hissetmiyordum. Her şeyden önce çocuk istemiyordum ki halen istemiyorum.

Çocuk istemeyen kadınların sırf hamile kaldıkları için çocuk sahibi olmaya zorlanması tam bir zorbalık. Kişi kendisini hazır hissediyorsa ve gerçekten istiyorsa çocuk yapmalı. Dünyaya bir insan getirmek oldukça büyük bir sorumluluk.

GÜNER, Lefkoşa

Hayatım boyunca kendimi anne olarak düşünmedim. Zaten birden kendimi 40 yaş üzeri bir kadın olarak buldum. O dönem uzak ilişki yaşadığım biri oldu.

Adetim gecikince içime bir kurt düştü. Hastanede kan testi yaptırdım. Sonuçlar birkaç saat sonra çıkacaktı. Eve gidemiyordum. Evde annem ve babamla yaşıyordum. Arkadaşımla oturup sonucun çıkmasını bekledim. Doktor arayıp sonucun pozitif olduğunu, ancak gebeliğin daha çok başında olduğumu, bunun çocuk sahibi olabilmem için son şansım olabileceğini ve düşünmek için daha zamanım olduğunu söyledi.

Kendimi tüm sorumluluğu bana ait bir çocukla hayal edemiyordum. Bu arada sevgilim istersem doğurabileceğimi söyledi. Ama ben yapabileceğimi düşünmüyordum.

Tuhaf duygular içindeydim. Bu benim başıma gelmiş olamazdı. Sanki ben hamile kalamazdım. O sabah erkenden kalkıp annemle babama bir arkadaşımla kahvaltıya gideceğimi söyleyip evden çıktım. Bir arkadaşım da yanımda olacaktı. Beni neyin beklediğini bilmediğimden çok tedirgindim. Sonra beni tekerlekli sandalyeyle doğumhaneye aldılar.

Kendime geldiğimde odadaydım. Başka bir arkadaşım beni alıp evine götürdü.

O arada duygusal olarak nasıl hissettiğimi bilmiyorum. Büyük bir boşluk vardı içimde. Sevgilim yanımda olamadı ama manevi açıdan beni yalnız bırakmadı. Zaten onu hiç suçlamadım. Sonra konuyu konuşursam üzüleceğimi düşündüğünden konuyu açmamaya çalıştığını fark ettim. Oysa konuşmak bana iyi gelebilirdi. Üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra konuştuk. Doğursaydım 3 yaşında olacaktı…

Kürtaj karşıtları “yaşam hakkını savunduklarını” söylüyor

Kürtaj karşıtı grupların bazıları dini gerekçelerle, bazıları da yaşam hakkını savundukları gerekçesiyle bu operasyonların yasal olmasına karşı çıkıyor. Örneğin Türkiye’de Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı’nın internet sitesinde kürtaj için “Kürtaj, insanın en temel hakkı olan yaşama hakkının, anne karnında oluştuğu ilk dönemlerde elinden alınmasıdır.” ifadelerine yer veriliyor.

LEYLA, İzmir

Hamile kalana kadar kürtaj olan birini duyduğumda bu kararı nasıl verdiklerine, kendi bebeklerine nasıl kıydıklarına inanamıyordum. Ertesi gün hapı bile yanlış geliyordu. Yine de yargılamamaya çalışıyordum, kimsenin ne yaşadığını bilemeyiz.

Benim ne yaşadığımı da kimse bilmiyor.

Doğum kontrol hapı kullanırken hamile kaldım. Tabii ki bebeği doğurmak istedim. Kıyamazdım, benim için bu insan öldürmekle bire birdi. Erkek arkadaşıma haberi vermek için büyük bir umutla gittim.

Korkunç bir tepki verdi. Bir daha beni asla görmek istemediğini, “cahil kadınlar gibi kazara olan bebeği doğurursam” ülkeyi terk edeceğini, onu bir daha asla bulamayacağımı buyurdu bana bağıra çağıra, ben kendimi tutamayıp ağlarken.

O gün bırakıp gittikten sonra bir daha hiç iletişime geçmedik. Kürtaj olup olmadığımı sormak için bile aramadı beni.

Ben kürtaja karşıydım, hamile kalırsam bebeğimi doğuracaktım, kıyamazdım. Çareler aradım, arkadaşlarıma sahte evlilik tekliflerinden, ülkeyi terk edip aileme söylemeden kendi kendime anne olmaya kadar bin bir düşünce geçti kafamdan. Bu esnada düzenli kontrollere gittim, ultrason fotoğraflarını aldım, kalp atışlarını dinledim.

Planların hiçbirini olduramadım. Aileme açıklayamazdım. Hayatımda kendimi daha yalnız, daha çaresiz hissetmemiştim. O dönem en çok yapmak istediğim şey, yaşadıklarımı annemle paylaşmaktı. Tabii ki onu da yapamadım.

İnancımla ailem arasında gidip gelirken başıma gelebilecek en kötü şey geldi. Bebeği sevmeye başladım. Ona bağlandım. Anne olmuştum. Bebek de 15 haftalık olmuştu.

Bebeği sevmeye başlayınca fark ettim ki; ailem filan değil, bebeğimin hayatı mahvolacaktı. Ortadan kaybolan bir ‘baba’nın travmasıyla doğup büyüyecekti. O telaşla, Türkiye’deki yasal süreyi de aştığım için, yurt dışında yaşayan bir arkadaşımın yanına gittim.

Hastanenin bekleme odasında tir tir titriyordum. Adım söylendi, çoğunluğu kadın arkadaşıyla hastaneye gelmiş olan, kürtaj olmayı bekleyen bir sürü kadının arasından kalkıp ameliyat odasına gittim.

Hemşire, emin olup olmadığımı sordu. Kürtaj olmak istemediğime emindim ama başka çarem yoktu. “Eminim” dedim.

Narkozu verip 10’dan geriye say dediklerinde kaskatı kesildiğimi, kanımın her damlasının, göz bebeklerimin bile buz kestiğini hissettim.

Gözümü açtığımda ağlıyordum. Başımda iki hemşireyle birlikte benden önce kürtaj olmuş olan yabancı bir kadın vardı. Hastane önlüğü giymiş o kadın elimi tutup ağlamamın çok normal olduğunu, istediğim kadar ağlayabileceğimi söyledi.

Üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Ultrason fotoğrafını atamadım. Kendimi tutamayıp internette kürtaj videoları izliyorum ve bunu nasıl yapabildiğime inanamıyorum. Doğurmaktan korktuğum için bazen kendime çok kızıyorum. Eski sevgilimi hatırlatacak bir şey olduğunda da öfkeden deliriyorum.

İşte o zaman, böyle bir adamın ‘baba’ olmasına engel olmakla en iyisini yaptım galiba, diyorum. Ama bunun sonucunda ben de anne olamadım. Sürekli vicdan azabı çeken bir kadına döndüm.

BAHAR, Ankara

Olduğum kürtajların sayısı söylemeye utanacağım kadar çok. Ben onları ikiye ayırıyorum: İstemediğim gebelikler ve doğurmayı istediğim halde yaptırmak zorunda kaldıklarım. Belki bir de ahmaklık ve cehalet ürünü olan ilk kürtajım.

18 yaşına henüz girmişken, doğum kontrol yöntemleri konusunda yeterli bilgiye sahip değilken son sürat başladığım cinsel hayatımın doğal sonucu. Ben bütün cesaretimle muayenehanede dikilirken, o zamanki erkek arkadaşımın atılıp beni “nişanlısı askerde olan amcasının kızı” olarak tanıtınca, yaşadığım şoku fark eden şefkatli doktor, tam anestezi altında geçirdiğim operasyondan sonra, erkek arkadaşıma avazım çıktığı kadar “senden nefret ediyorum” diye bağırıp, muayenehanesini inletmeme de ses çıkarmamıştı.

Erkek arkadaşımın tavrı nedeniyle yaşadığım ‘bölünerek mi üredim yani?’ hissiyse hiç kaybolmadı.

O minnet duyduğum doktora tekrar gidip spiral taktırdım ama nafile. Spirale rağmen bir kızım oldu, o zaman evliydim.

İkinci evliliğimi yapacağım eşimle flört ederken yine hamile kaldım ve kürtaj oldum. Zaten istemediğim bir gebeliği eşimin deyimiyle ‘diş çektirir’ gibi sonlandırdım. Yurt dışındaydı o sıralarda. Kliniğe yalnız gittiğimde o bildik ‘bölünerek mi üredim yani’ hissi geri geldi.

İkinci eşim sperm sayımı yaptırdığını ve kolay kolay çocuğunun olmayacağını, bu ilk hamileliğin bir mucize olduğunu iddia ediyordu.

Ama onun mucize dediği olay, sayısını hatırlamak istemeyeceğim kadar çok tekrarlanan bir rutine dönüştü.

Doğum kontrol yöntemi kullanmama ve bana da kullandırtmama yönündeki ısrarını, beni kontrol etme mekanizması olarak kullandığını nihayet anladığımda ona olan sevgimin büyük bir kısmının da öldüğünü söylemem gerek.

Sonraki hamileliklerimde ikinci bir çocuğa hazırdım. Bana hep, evlenirken birbirimize verdiğimiz “evcil hayvan yok, çocuk yok” sözünü hatırlattı ve sanki tek başıma hamile kalmışım, üstelik bu da çok büyük bir suçmuş gibi davrandı.

Bir keresinde kürtaj izin sürecinin zor olduğu bir ülkedeydik. Ben o süreci hastanede tek başıma geçirirken, gözyaşları içinde aslında doğurmak istediğim bir çocuğu aldırmaya çalışırken, onun bir köşede oturup, hiç ilgisi yokmuş gibi dergi okuduğunu hatırlamak beni hâlâ çok kızdırıyor.

Her seferinde bana henüz onunla evlenmemişken geçirdiğim kürtajı anımsatıp, “Diş çektirmek gibi, ne diye ağlıyorsun” diye azarladığı için de kızgınım.

Boşanalı çok oldu, fakat hayatının en büyük hatasının beni o kürtajlara zorlamak olduğunu, ilk ve son kez gördüğüm gözyaşlarıyla itiraf ettiğinden beri, sanırım onu affetmeyi seçtim.

“Kadın kürtaja kendisi karar verirse duygusal anlamda daha kolay atlatıyor”

BBC Türkçe‘nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Sosyal Psikolog Dr. Rana Ufuk Akın, kürtaj sonrası yaşanan travmanın kadınların çocuk isteyip istememe kararıyla doğru orantılı olduğu görüşünde:

“Kadın kürtaja kendisi karar verdiği takdirde, hayatı boyunca ya da şu anda çocuk istemiyorsa, bunu duygusal anlamda daha kolay atlatıyor çünkü kendi seçimi.

“Bunu yapmaya mecbur kaldığı, zorunda bırakıldığı, kendi rızası olduğu halde yani bebeği istediği halde durum uygun olmadığı, eşi ya da partneri istemediği için mecbur kaldığı hallerde kürtaj çok büyük travma yaratıyor. Kendi seçimi olmadığı için kadını çok daha güçsüz ve kurban gibi hissettiriyor. Öfkeli bir pişmanlık yaratıyor. Kurban olmuş hissinin içinde suçluluk var, öfke var, pişmanlık var, güçlü bir duygu. Mecbur bırakılmış olmanın getirdiği öfke, istemediği halde vazgeçmiş olmanın getirdiği hayal kırıklığı, sonrasında gelen bebek sahibi olmaktan, anne olmaktan vazgeçmiş olmanın getirdiği suçluluk ve pişmanlık var. Bunun tamamı da aslında kürtajın kendisi gibi görünse de mecbur bırakılmış olmaya verdiği tepkiyle içinde büyüyor.”

İllüstrasyonlar: MARYAM NIKAN / BBC

BBC Türkçe’nin ‘Aramızda Kalmasın‘ serisi, kadınların cinsel sağlığı ve tercihleri ile ilgili konuları ele alıyor. Toplumsal baskılar ve aile yapıları nedeniyle ‘açıkça konuşulmayan’ ve BBC Türkçe’de yer alan konular arasında ‘kızlık zarı dikimi’ (himenoplasti), vajinismus, kürtaj, lohusalık, erken menopoz, regl, yumurta dondurma, bekar anne olmayı tercih etme de var. Seriyi BBC Türkçe’nin internet sitesi, sosyal medya hesapları ve YouTube kanalından takip edebilirsiniz.